Connect with us

GÜNDEM DIŞI

SOL KONULAR

Published

on

Yön kavramı olarak bakıldığında sol ve sağ oldukça basit gibi görünse de sol yumruğunuzu sıkıp yukarı kaldırdığınızda işin rengi bir anda değişiyor. Sağ’da genelde farklı işaretler yapılırken Sol’da bir yumruk sıkıldığı zaman dünyanın her yerinde biliniyor.
Konumuz Sol ve konuğumuzda bir siyaset bilimi olan Eren Aksoyoğlu. 
Hoş geldiniz Eren Hocam.

Merhaba…

Hocam sola bir dönüş yapıp siyasal anlamda sol nedir diyerek başlayalım?

Sorunuza toplumun solu kavrayış biçimiyle açıklamak gerek. Öyle ki tarihin bir kesitinde veya coğrafyanın pratiklerine göre solda olmanın bugünkü anlamı tartışmayı benim baktığım yerden çok detaylandırmıyor. Veya bunu gözardı etmeyi istiyorum. Ancak içinde  doğduğumuz toplum kendisine hatırlatıldığı takdirde sola, solun değerlerine ve pratiklerine önem veriyor. Laiklik konusunda yükselen hassasiyette, 1 Mayıs’ın meydanlardan ara sokaklara dağılışında, kadın mücadelesinin yükselmesinde sola duyulan özlem görülüyor. Ama ana akım siyaset bunu farklı aşamalarda bunu baskılamaya çalışıyor. Sol’u görmeyerek, solun pratiklerini taşımayarak; yelkeninin dolduracak solcuları kadrolarına almayarak. Siyaset uzun süredir belirleyici olduğu için çoğu zaman sosyal, ekonomik, toplumsal süreçlerde sol hak ettiği yeri alamıyor. Sonra da TV programlarında “Türkiye solunu arıyor” KJ’si karşımıza çıkıyor. Türkiye solunu arıyor ama bu KJ’lerle siz solunu aramasına engel oluyorsunuz. Şeklen belirli aralıklarla sola imkan sağlayıp geriye kalan bütün zamanlarda çeşitli bahanelerle onu bastıran, dolayısıyla kitlelerin sola meyletmesini engelleyen sizlersiniz. Kanımca sol ve solcu kavramlarının yürüyeceği bütün yollar siyasetin, medyanın ve özellikle sermayenin çeşitli fazlardaki baskısı altında kesiliyor.

Sola iyice gömülmeden sizi tanıyabilir miyiz?

CHP Gençlik Kolları’nda büyüdüm. İçinde büyüdüğüm gençlik kollarına ne kadar yakın olduysam bizim kadroların tabiriyle “ana kademe” siyasetine o kadar uzak oldum. Gençlik yıllarım oraya denk geldiği için Baykal dönemi kadrolarından sayılıyorum. Ama Kılıçdaroğlu döneminde de siyasetin içindeydim. Siyasetin çevresindeki herkes kadar demokratik kitler örgütlerin ve kampanyalarda çalıştım. Zannederim Twitter çevresi CHP’de yaptığım veya katıldığım kampanyalarla beni tanır. Partinin kedisi, retro kampanyaları masamızdan çıktı. Butik sayılabilecek bir reklam ajansım var. Fırsat buldukça dijital medya dersleri veriyorum. Daha çok siyasetle ve reklamcılıkla; daha doğrusu ikisinin kesiştiği yerle ilgiliyim.

Hocam, Sol’un içinde baskın bir kavram var. Özellikle Alman siyasetini ve günümüz CHP’sini de içine alan “Sosyal Demokrat.” Nedir sosyal demokrat? Solun neresinde sosyal demokrasi?

Niteliksel anlamda baskın mı? Orada bir itirazım olabilir. Almanya’da beliren sosyal demokrasi en temel anlamıyla “işçilerin haklarının devrime kurban edilmemesi” anlamını taşıyordu. Sadece bu ayrımın çok ötesindeyiz artık. Çünkü bu yol ayrımı aynı zamanda parlamentoya katılımı getirmişti. Artık bir bilinç kayması olarak kapitalizm içindeki sorunları çözmeye odaklanmayı, neoliberal programı kabul etmeyi, laiklikle ilgili endişeleri gözardı etmeyi, devleti yönettiği aşamalarda aşırılıklara karşı operasyon yapmayı, hatta bazı coğrafyalarda kirli savaşlara katılmayı, yani emperyalist olmayı getirdi. Türkiye sosyal demokrasi hareketi bu saydığım savrulmaların bir bölümünü yaşadı. Ancak en azından teoride sosyal demokrasi bunların hiçbiri değil. Sosyal demokrasi devrim yapan parti değil ama devrimci parti. Sosyal demokrasi çok açıktan işçinin haklarını, kamucu kazanımları savunan parti. Sosyal demokrasi kapitalizm içindeki sorunları çözmez, mevcut düzenin içinde sorunları çözer. Bu düzen sosyalist bir düzen de olabilir. Sosyal demokrasi açıkça ve net bir şekilde laiklik dahil olmak üzere bütün ilerici pratikleri savunur. Sosyal demokrasi devlete sahip olduğu dönemlerde örtülü operasyonları ve savaşları savunmaz. Bunların tarafı olamaz. En net anlatımıyla sosyal demokrasi kendine benzemeyen insanları da savunan, radikal ve ilerici düşünceleri hayata geçirmeye çalışan bir ideolojidir. Teorik açıdan da ne melezdir ne de uysal. Son derece sert ve gerektiğinde sekterdir. En azından öyle olmalıdır.

Sol denilince akla komünizm ve sosyalizm bu kavramlara da bir değinebilir miyiz?

Kapsamlı bir sosyal demokrasi eleştirisi yapacaksak elbette değinebiliriz. Ama bu coğrafyaya göre değişir. Batı Avrupa’da sosyalist hareket daha çok klasik sosyal demokrasiyle ilişkilendirilir veya yakındır. Komünistler sıklıkla düzen dışı sayılır. Artık pek çok ülkede sosyalistler kapitalist sistemin bir rengi sayılıyor. Ama Türkiye’de sosyalist hareketin düzene, sisteme ve rejime karşı oldukları; çoğu zaman da sosyal demokrasiyi eleştirdikleri görülüyor.

Komünist sistemden devam etmek istiyorum; bu sistemin tutmama nedeni neydi?

Ben komünist rejiminin tutmadığından pek emin değilim. Tam tersine tarihte ilk defa sol kapitalist sisteme karşı her şeyiyle bir alternatif inşa etti. Dünyanın pek çok coğrafyasında sol küresel kapitalist sistemi veya diktatörlükleri sıklıkla eleştirdi ama çok az yerde bir alternatifi hayata geçirmeyi başardı. Reel sosyalizmin büyük bir başarısıydı bu. Bugün ana akım sosyal bilimlerde pek çok argümanı “Sovyetler Birliği’nin yıkılışından” itibaren açıklarız. Bu dahi bir başarıya işaret etmiyor mu? Biraz daha pratiklere gelelim. Sendikal haklar, mesai kavramı, sosyal güvenceler, sağlık sistemi, laiklik, kamusal alanın özgürleşmesi; bu kavramların tamamı solun, sokaktaki eylemlerin, direnişlerin, grevlerin, hatta belirli aşamalarda Bolşevik Devrimi’nin toplumlara sunduğu kazanımlar oldu. 
Reel sosyalizmin yıkılışının eleştirisi özellikle Marksist çevrelerce defalarca kez yapıldı. Bunun onlarca sebebi olabilir. Ama bana göre bir alternatif oluşturması ve bu güçlü alternatifin sürdürülebilir olmaması, belki belirli aşamalarda Doğu toplumlarıyla çok uyumlu ama Batı toplumlarıyla ve onun modernleşme süreçleriyle yeterince uyumsuz olmaması bu yıkılışı kaçınılmaz kılmış olabilir.

Fakat kapitalist toplumların çoğunda propoganda olarak Sovyetler, Doğu Almanya ve Küba’nın halkının kaynak yetersizliğinden bahsediliyor. Sizce kaynak mı yetersizdi yoksa Lenin sonrası idareciler mi sisteme uygun değildi?

İki kutuplu dünya söyleminin kaymağını her aşamada daima Kuzey Atlantik bloğu yemiştir. Birbiriyle entegre, kıta içi ekonomik birliklerin sağlandığı, bütün pazarları açık tutmanın yasal ve bürokratik yollarını inşa etmiş Batı bloğunun reel sosyalizmi çağdışı ilan etmesi bir normaldi. Tam tersini düşünelim: Reel sosyalizm küresel çapta bir ağ kurgulamayı başarsa ve bunun üzerine kapitalist rejimler yaratmayı amaçlasak başarılı olabilir miydik? Kanımca iki kutup arasındaki bu rekabet ortamının kendisi birinin daha önce, dolayısıyla avantajlı başladığı maçı domine etmesiyle sonuçlandı. Geriye kalan bütün nedenlerin ikincil olduğu kanaatindeyim.

Türkiye Soluna gelecek olursak Deniz Gezmiş ve 70’lerdeki Bülent Ecevit’ten sonrası için ne diyebiliriz?

Deniz Gezmiş bizim kuşağımız için bir başlangıcı ifade ediyor. Bülent Ecevit ise bir sonu. Çünkü Gezmiş’i hiç görmememize rağmen mücadelesine dair bildiğimiz bütün ayrıntılar aynı zamanda bizim mücadelemize bir destek anlamına geliyor. Bugünlerde bazı akademisyenler sokağa çıkmalarının lüzumlu olmadığını, köşelerinden mevcut rejime ve sisteme makale yazarak müdahale edebileceklerini söylüyorlar. Gezmiş kendini buna benzer bir konfor alanı yaratmak istese muhtemelen bugünkü akademisyenlerin çoğu akademiye tebliğ edecek bir tez dahi bulamazlardı. Çünkü mücadelenin hattı daha çok kampüsler ve akademik kariyer olurdu. Gezmiş’in sokağı tercih etmiş olması dahi onu yeterince özel kılıyor. Ecevit’in sonu temsil etmesinin anlamı ise şu: Gezmiş’in ivmelendirdiği bütün bir mücadele tarihini sandığa hapsetmeyi, Türkiye solunu daha çok sağ seçmenlere karşı marjinalinize edilmiş göstermeyi, bu sayede yeni bir merkez inşa etmeyi amaçlamıştır. Bu 70’lerde belki yeterince anlaşılamadı veya Ecevit’in popülerliğiyle de örtüldü. Ancak 90’larda Hayata Dönüş operasyonlarıyla tam olarak fark edildi.

Şu an ülkemizde sol nerede?

Sol hayatın her yerinde. Her yerinde ama hiçbirinde iktidarda değil. Tamamında muhalefette, direnişte; insanları gülümsetiyor, onlara umut veriyor, yaşamalarına izin veriyor, nefes almalarını sağlıyor. Hayatın her aşamasında iyi olan her şey en çok solla ilişkili.
Solun bir de siyasi pratikleri var. Maalesef sol orada güçlü değil. Bir süre öncesine kadar sol partiler bir araya geliyor, konuşuyor, paylaşıyorlardı. Düzene, sisteme ve rejime karşı ortak hareket edebiliyorlardı. Maalesef bunu kaybettik. CHP’nin içinde bir sol vardı. İktidarın yaklaştığının belirtilmesi solun bir bölümünün muhalefetini kesmesine, başka bir bölümünün savrulmasına neden oldu. Bu insanlar dünyadan yok olmadılar tabii. Bulundukları yerde bekliyorlar. Ama farklı alanlardaki mücadelede güç gösterisinde bulunmamak Türkiye’yi yaralıyor. Sol bekledikçe Türkiye yoruluyor.

Gerçekleşecek olan seçimlerde sol ittifakın bir şansı var mı?

Hangi ittifak olduğu önemli. İki ittifak konuşuluyor. Bunlardan birincisi öncülüğünü Türkiye İşçi Partisi’nin yaptığı anlaşılan HDP-TİP’in yanı sıra TKP’yi dışarıda bırakarak sol partilere çağrı yapan bir ittifak modeli. İkincisi ise Sol Parti-EMEP-TKP temsilcilerinin konuştuğu HDP ve TİP’i dışarıda bırakan sosyalist hareket merkezli bir model. Anladığım kadarıyla KESK kongresinde yaşanan bir dizi sorun EMEP’in Kürt hareketine ve partisine bakışının değişmesine neden oldu. Aslında eski pozisyonlar korunuyor, sadece EMEP’in pozisyonu değişecek öngörüsüyle iki ittifaktan söz ediliyor. Elbette TKP-TİP ayrışması da belirleyici. Bu açılardan bakılınca geniş bir ittifak oluşması ve sosyalistlerin etki bırakmasının orta vadede zor olduğu anlaşılıyor. Ancak HDP’nin kilit parti rolünü sürdüreceği de açık. Kanımca HDP’nin CHP’yle sürdürmek istediği temasa da sıklıkla bakmak gerekiyor.

Hocam söyleşi için çok teşekkür ederim başka bir söyleşide görüşmek üzere.

Continue Reading
2 Comments

2 Comments

  1. Mehmet Emin Yıkanmışlar

    Aralık 25, 2021 at 9:25 pm

    Mükemmel bir söyleşi olmuş .Ellerine sağlık İlker. Gözlerinden öperim..

  2. fulya korkmaz

    Aralık 26, 2021 at 9:21 am

    Selam İlker

    Güzel sohbet ve yazı için her ikinize de teşekkür ederiz.

    ‘Kominis rejimin tutmadığına ben demin değilim’ ifadesi üzerine:

    Dünyada hala, bu minvalde arayış devam ediyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

GÜNDEM DIŞI

HİÇBİR ŞEYİM

Published

on

Felsefe aslında her konudur diyebiliriz. Sosyal hayatta buna dahil. Her ne kadar düşünmeden yapılan eylemleri çok gibi görünse bu eylemlerde felsefik konulara giriyor hem de düşündüğünüzden oldukça fazla. Mesela toplumda kimsenin birbirini sevmemesi sosyolojik olduğu kadar felsefik de bir konudur. 

Düşünmek felsefik bir eylemdir ve ben de bunu çok yaparım. Bireysel varoluş ile yok oluşumdan tutunda evremin başlayıp bitişine kadar kendimce düşündüğüm çok konu oldu ve biraz da Stepten Hawking’in her şeyim teorisine atıfta bulunarak bulduğum tek cevap “hiçbir şeyim” oldu.

Yakışıklı, yetenekli filozof, Cezayir asıllı yazar Albert Camus aslında benden önce bulmuş Hiçbir Şeyim’i. O yüzden kendime çok kızıyorum. Bu cevaba ulaşmamın 18-20 yaşıma kadar sürmesinden. Gerçi bir de Camus’un benden büyük olduğu gerçeği var. Benden önce yaşamış ve ölmüş…
Cevabı geç bulmama rağmen bulduğum cevapla birlikte de beni çok şaşırtan bir de durum vardı ki o da insanın tüm bu hiçlik içinden suni bir varlık çıkarmasıydı. “Hayat mücadelesi” dediğimiz durum bana göre hiçlikten çıkan bir var olma başarısıdır ya da başarısızlığı. Bu öyle bir başarı/basarızlıktır ki filozofları, tarihçileri ve benim gibi yazma sevdalılarını ortaya çıkarmıştır. Beni saatlerce düşündürmüş ve deliliğin hatta yokluğun sınırlarını göstermiştir.

İnsanın yarattığı her kavram sorguya açıktır kanımca. En başta başarı ve başarısızlık, ardından da iyilik ve kötülük gelir. Fakat daha önemli bir durum da vardır. Varoluş ve yokoluş gibi. İnsan üretimi her türlü kavramın tek nedeni insan zekasının getirdiği bencilliktir. Bu bencillik de bir şempanzenin ya da gorilin muz veyahut da yuvasını paylaşmamasından öte bir durumdur. Nitekim bir şempanzenin ya da gorilin ölüm farkındalığı kısmen olsa da(bilimsel gözlemlerde kanıtlanmıştır) ölümün ardından bir muz cenneti ya da ateşler içinde yandığı bir azap dolu cehennem fikri yoktur. Çünkü bir ibadet şekilleri ya da dini bir ritüelleri yoktur. Bir dini liderleri de yoktur. Lider sadece basit işlere öncülük eden genelde erkek olan bir türdeştir. Fakat zeka gelişip de bir üst seviyeye geçildiği zaman; işte o an felsefik olarak savaşların da diğer her konununda başladığı andır.

Korkuların, hazlarım ve şiddetlin yönettiği beynlerin mücadelesi başlıyor. Bu mücadele de siyasi bir mücadeleden ziyade Teizm ve Ateizm arası mücadele olarak ifade edebiliriz. İdare edilme mantığının altında da bence Teizm ve Ateizm arasındaki mücadele yatıyor. Bu insan zihnindeki mücadele. Ne bir devlet ne siyasi bir kurumdan kaynaklı değil. Birebir insanın içinde olan mücadele. Bu mücadele koşulsuz Ateistler(sorgusuz olanlar) bir bakıma Teistler çünkü sürekli aynı reddin içinde olmak belli bir süre sonrasında kabullenmeye giden yolun anahtarını taşıyor. Öte yandan da Teistler(kanıt arayanlarda) sürekli kanıt arayıp kendini buna inandırma çabasındakiler de her ne kadar Tanrıya inandığını öne sürselerde Tanrıyı kanıt çabası bile onları Ateist yapıyor. Çünkü Tanrı sorguya açık değildir. Aynı şekilde Deizm’de içinde barındığı sorgu kırıntıları yüzünden Ateizm’e kayıyor. Nitekim dinleri gönderende kutsal kitaplarda Tanrıdır ve dinleri hiçe saymak bir reddetmeyi barındırır.

Basit bir soruyla kanıt cabası ya da çabasız, varoluş veya yokoluş açısından herhangi bir durumun bir anlamı var mı? Yok… Dolayısıyla Hiçbir Şeyim…Varken yokluğun aslında ne olduğunu bilmiyoruz, yokken varlığın. Katın cabası da boş, inkar çabası da. Yine de ben bir amatör filozof olarak yapmam gerekeni yapıp sabit değil değişken bir sorgu yapıp düşünmeye devam edeceğim ve hayat mücadeleme devam edeceğim çünkü hazlar ve hüzünler beni kendine çekiyor…

Hüseyin İlker DUMAN

Continue Reading

GÜNDEM DIŞI

HAILEY BIEBER HERKESİN MERAK ETTİĞİ SORUYU YANITLADI

Justin Bieber ve Selena Gomez, ünlü dünyasında en çok konuşulan çiftlerden biri olabilir! 2010’da birlikteliklerine başlayan ve Mart 2018’de …

Published

on

Justin Bieber ve Selena Gomez, ünlü dünyasında en çok konuşulan çiftlerden biri olabilir! 2010’da birlikteliklerine başlayan ve Mart 2018’de ayrılan Bieber ve Gomez’in ebediyen ayrılıp barıştıkları bir ilişkileri vardı. 2014’te ayrıldıkları bir dönemde Justin, şimdiki eşi Hailey Bieber ile görüntülenmişti ve ikilinin birlikte olduğu söylentileri çıkmıştı. Hailey Bieber, yıllar sonra Justin’i Selena’dan “çaldığına” dair söylentilere karşılık verdi.

‘Call Her Daddy’ isimli podcast yayınına katılan Bieber, sunucu Alex Cooper’ın sorularına karşılık verdi. Hailey ve Justin’in ilgisi hakkında sorular soran Cooper, tıpkı vakitte nişanlarına neden bu kadar çok tepki geldiğini sordu. “Zamanlama çok hızlıydı. Ve artık, bundan dört sene sonra, ne kadar hızlı olduğunu anlayabiliyorum. Her şey çok hızlı ve çılgıncaydı. O vakitler ikimize bu çok hakikat geldi, gördüğünüz üzere haklıymışız çünkü dört sene sonra hala birlikteyiz,” diyen Hailey, daha sonra Justin’in Selena ile ayrılığı hakkında konuştu.

Sorularında daha da net olan Cooper, hayranların Hailey ve Justin birlikteliği sonrasında zamanlama hakkında başlarının karıştığını belirtti. “Eşin, Selena Gomez ile oldukça gözle görülür bir ilişkideydi. Beşerler, onların birlikte olmaları konusunda takıntılılardı. Sen, Selena ile tıpkı vakitte, romantik olarak, Justin’le birlikte oldun mu?” diyen Cooper, yıllardır herkesin merak ettiği soruyu yöneltti. Sorunun ardından duraksayan Hailey, “Hayır, bir kez bile değil… Justin ve ben birlikte olmaya başladığımızda, o asla bir temasta değildi. Asla. Hiçbir noktada değildi. Öteki birinin bağını bozmak benim karakterim değil. Bundan daha hoş yetiştirildim” diye karşılık verdi. “Bana olan nefretin birden fazla ‘Sen onu çaldın’ niyetinden geliyor ve Justin’in öteki biriyle olmayı dilediğini düşünüyorlar. Bu kanılar okey, bunu istediğiniz kadar dileyebilirsiniz fakat gerçek olan bu değil” diyen Hailey, “Dışarıdan nasıl göründüğünü anlıyorum ancak bu Justin ve Selena için o kapıyı kapatmanın yanlışsız şey olduğunu bildiğim bir durumdu ancak elbette, orada çok uzun bir tarih var ve hürmet duyuyorum” diye ekledi.

Continue Reading

GÜNDEM DIŞI

RIHANNA SUPER BOWL’DA SAHNE ALACAK

Super Bowl 2023’te kimin sahne alacağı konusunda çok fazla söylenti oldu. Pazar günü bir haber yayınlayan TMZ, NFL ve Roc Nation’ın Rihanna ile …

Published

on

Super Bowl 2023’te kimin sahne alacağı konusunda çok fazla söylenti oldu. Pazar günü bir haber yayınlayan TMZ, NFL ve Roc Nation’ın Rihanna ile görüştüğünü belirtti. Bu haberden kısa bir mühlet sonra Rihanna, Instagram’dan bir futbol topu ile bir fotoğraf paylaşarak söylentileri doğrulamış oldu. Tekrar TMZ’nin haberine nazaran Rihanna’nın yanında bir isim daha yer alacak. Şimdi bu ismin kim olduğu belirtilmese de toplumsal medyada varsayımlar devam ediyor! Harika Bowl için Taylor Swift ile görüşülürken, Swift’in Coca-Cola ile muahedesi Pepsi’nin sponsor olduğu Harika Bowl etkinliğinde yer almasını önlemişti. Daha sonra bu sponsorluğu Pepsi’den alan Apple, Swift’in performansını mümkün hale getirmişti. Lakin Swift’in, ana kayıtları satın alınan ve daha sonra menajeri Scooter Braun tarafından 300 milyon dolara satılan altı albümün tamamını tekrar kaydetmeden performans sergilemeyi reddettiği bildirildi.

2019’da Rihanna, verdiği bir röportajda Harika Bowl’da sahne alma teklifini, aktifliğin Colin Kaepernick’e yönelik muamelesi nedeniyle geri çevirdiğini söylemişti. Oyun kurucu Kaepernick, 2016’daki oyunlarda “Ulusal Marş” sırasında diz çökerek ırksal adaleti barışçıl bir formda protesto etmeye başlamıştı. “Bunu yapmaya yürek edemedim,” diyen Rihanna, “Ne için? Bundan kim çıkarlı çıkıyor? Benim halkım değil. Ben yalnızca bir satıcı olamazdım. Ben bir etkinleştirici olamazdım. O tertipte benim de katılmadığım şeyler var ve onlara hiçbir biçimde hizmet etmek niyetinde değildim,” diye eklemişti. Kaepernick, 2017’de San Francisco 49ers’tan ayrılmış ve aktivizmine misilleme olarak oynamaktan dışlanması nedeniyle lige karşı bir dava açmıştı.

Bir müddettir yeni müzikleri üzerinde çalıştığı düşünülen, son albümü ANTI’yi 2016’da çıkaran ve son konserini Şubat 2019’da veren Rihanna’nın duyurusu şimdiden hayranları tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı.

Continue Reading

Trendler