Connect with us

GÜNDEM DIŞI

REKLAM KUŞAĞI…

Published

on

Dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi kendimi ilk tanımaya başladığım zamanlarda beni etkileyen bir konuydu. Daha sonrasında bu durumun fizik kurallarının bir gereği olduğunu öğrendim ve kafamda bir sonraki sorunun cevabını aramaya geçtim çünkü hayatımın çoğu kısıtlanmış bedenim yüzünden televizyon karşısında geçiyordu, televizyonda da en çok onlar çıkıyordu; “Reklamlar…” 

Tek kanallı dönemde reklamlar başlarken çarkıfeleğe benzer bir şey dönerdi sanki sizi hipnoz etmek ister gibi. Reklam denilince aklıma gelen en eski çağırışım odur.

Neyse şimdilik çağrışımlar bi’ yana biz genç bir reklamcıyla reklam dünyasını konuşalım. 

Duha Keleşoğlu hoş geldin…

Merhaba İlker…

Dolaylı etkisi altında olan sektörleri şimdilik bir yana bırakırsak; Reklamlar olmazsa ne olurdu?

Zor bi’ soruyla çetin giriş yaparım diyorsun? Peki…

Şimdi buna iki türlü cevabım var. Bir reklamcı olarak vereceğim ilk cevap; aç kalırdık.

Duha olarak bu soruya bakarsam kendi sektörümü de övmeden cevaplamaya çalışayım. 

Sanıyorum ki reklam olmasa, marka olmak çok zor olurdu. Çünkü bir markayı marka yapan değerlerin en önemli noktalarından birisi de reklamları. Gerek imajı için gerek satışı için olsun, çeşitliliği ve rekabeti çoğaltıyor, markaların öne çıkmasını sağlıyor. Bi’ diğer yandan reklam sektörü üçüncü parti çalışmalarıyla birçok sektörün de para kazanmasını sağlayan bir sektör. Zincirin önemli bir parçası bence. Olmazsa olmazdı demeyeyim ama olması çok daha iyi diyeyim.

Duha Keleşoğlu neden reklamcı olmak istedi?

Ters köşe bir giriş yapayım; aslında reklamcı olmak istemedim.

Şöyle ki ben dört yıllık lise hayatını üniversiteye bağlamış bir denizciydim. Balıkesir’de Gemi İnşaatı okuyordum. Üniversitede kendi çapımda blog yazmaya başlamıştım, o zamanlar genç ve yırtıcı bir art direktör olan abim blogumu keşfetmiş. Girdi kafama, ikna etti beni. Zaten okulla aram iyi değildi, erkenden çalışmaya başlamak işime geldi. Bi’de yazar olmak çok havalıydı. Topladım tası tarağı, okulu terk edip reklamcılığa doğru yelken açtım. Sonradan anladım abim aslında kendine bir couple arıyormuş, en uygun beni görmüş. İçindeyken anladım aslında olmak istediğim şeyin bu olduğunu, her gün daha da heveslendim sektöre. Hala da devam ediyor hevesim her gün artmaya.

Birey olarak reklam, keyif süremden çalınan zaman olarak tanımlayabilirim. Reklamcının gözünden reklam nedir?

Saygı duyarım. Sana hitap eden reklam çok yapılmamış henüz o zaman. Çünkü izlemek ve izlediğini beğenmek kişiden kişiye çok değişen bir durum. Benim gözümde reklam; ne zaman, nerede ve ne koşulda olduğuna göre çok değişir. Biz tutku duyarak yapıyoruz işimizi ve bu tutkuyu yaptıklarımıza yansıtıyoruz. Reklamda sanat yok derler mesela, biz bunun tam tersine inanıp elimizden gelen her an katmaya çalışıyoruz. Dediğim gibi reklamcının gözünde öncelikle tutkusudur bence reklam çünkü tutku olmadan yapmak biraz zor bu işi. Sonrasında ekmeğidir tabii ki. İyi bir reklam yapıp toplum tarafından güzel değerlendirmeler gördüğünde hissedilen gizli kahramanlık duygusudur. Reklam bizim için de duygular topluluğudur. Bizi en çok strese sokan aynı zamanda en çok rahatlatan ve mutlu hissettiren şeydir.

Kardeşim bu konuda şanslı demek ki. Reklamlar çıktığında bir hipnoz etkisiyle izliyor, değiştirme kalkınca agresifleşiyor.

Kendim de bir senarist olarak kısa filmle reklam filmlerini birbirine çok benzetiyorum. Kısa film de, kısa sürede konuyu vuruculukla aktarmak önemlidir. Reklam dünyasında durum nasıl?

Kardeşine bol sevgiler. İzlemeye devam etsin. Benim de abimde bu bahsettiğin durum vardı; çocukken TV reklama girdiğinde önünde Buda Heykeli gibi oturur tüm reklamları ilgiyle izlerdi.

Haklısın, kısa olması ve gerçekten etkili olması konusunda benzerlikleri var. Ayrıştığı nokta şu; kısa film izleyicisi o filme 5 dakika da olsa, 1 dakika da olsa gerçekten izlemek için bakıyor. Reklamda biraz tüketim toplumu olmamızın dezavantajı var. Örneğin; sosyal medyada bir içeriğe bakma süresi 3-5 saniyelere kadar düşmüş durumda yani tek fark şu diyebilirim; reklamda ilgi çekmeyi en başta da yakalamak gerekiyor. İnsanlar senin içeriğini geçmeden onun orada kalmasını sağlayan bir şey lazım. Film izlerken ilk sahneden direkt başka filme geçme gibi bir huyumuz yok. Çok durağan başlayan bi’ işin sonunda çok etkilenebiliyoruz ki bu benim en sevdiğim tarzdır.

Sosyal medya dediğine göre artık yönümüzü verelim ve iskele alabanda diyerek soralım. Sosyal medya reklamcılık açısından reklam dünyasına ne kattı?

O zaman dümenimiz viya olsun! Evet, sosyal medya reklam dünyasına hem birçok şey kattı hem de birçok şey aldı. Önce pozitif yanlarından bahsedeyim. Bir kere kitlelere ulaşma konusunda çok büyük rol sahibi sosyal medya. Her marka, her kullanıcıya alternatifi bol platformlar üzerinden direkt olarak ulaşabiliyor. Daha hızlı bir akış ve daha güncel bir hikaye var ortada. Özellikle pandemi hem markalar hem insanlar için sosyal medyayı çok büyük öncelikli hale getirdi. Biz de buna zaten alışık olduğumuz düzende hızlıca ayak uydurduk. Fakat dezavantajları da yok değil. O keyifle izlediğimiz reklam filmleri, ince fikirleri ve başlıklarıyla hayranlık duyduğumuz ilan çalışmaları çok çok azaldı. Hepsi birer post’a dönüştü, dönüşüyor. Bitti denemez, bitmesi de zor gibi geliyor ama bu değişim bizi duygusal olarak bi’ tık üzüyor. Biz ilan yapmayı, senaryo yazmayı çok seven bir ekibiz, bunu yapmaya yine devam ediyoruz fakat sosyal medya olmasaydı tüm odağımız bunlar olacaktı. Politik olarak şöyle cevaplayayım; eskisi süperdi, şimdiki harika, yenisi çok daha güzel olacak. Reklamcılık nereye, hangi mecraya evrilirse evrilsin; iyi fikir her zaman kendi yolunu bulur. – Bir THEBADGUYS atasözü.

Sanıyorum ki sosyal medya reklam firmaları için bir zorluğu da Hashtag(#) işareti koymayı bilenlerin kendini reklamcı olarak görmesi.

Sosyal medya reklamcılığı tam olarak nedir/ne değildir?

Hahahahaha. O konu çok derin ve başka. Reklamcılık özellikle sosyal medyacılık pandemi etkisiyle çevremden de duyduğum kadarıyla çok popülerleşti. Baktığında “Eee instagram’ı kullanabiliyorum, markanın sosyal medyasını da yönetirim” diye düşünen bile var.

Bir hamura şekil verip, fırına atarak ekmek çıkarmak da çok kolay gibi ama bir fırın ustası sadece bunu yaptığı için fırın ustası olmuyor.

Sosyal medya evet bambaşka bir mecra ve dinamikleri çok ayrı ama konu reklamcılık olduğunda bunun tecrübesini ve deneyimlerini de edinmek gerekir diye düşünüyorum. Ben 18 yaşından beri çalışıyorum, ben de sosyal medyanın var olduğu bi’ sektöre girdim ama reklamcılığı sosyal medya olarak öğrenmedim. Sosyal medya reklamcılığı tam olarak nedir dersen; sosyal medya reklamcılığı diye bir şey yoktur derim. Çünkü o zaman film reklamcılığı, ilan reklamcılığı diye de ayırmak gerekir. Reklamcılık içinde tüm bu mecraları ve dinamikleri barındıran bir meslek yani. Ortasından dinlemeye başladığın bir muhabbete ne bi’ katkın olur ne de konunun nereye gittiğiyle ilgilenirsin. Konuşmak için konuşursun aslında. Hiçbir iş yapmış olmak için yapılmamalı bence.

Ama bu demek değil ki sosyal medyacılar reklamcı değildir. Öyle anlaşılmasın işini hakkıyla yapan, kendini ve işini geliştirmek için çaba gösteren herkese saygı duyuyoruz. Bazen bir hashtag kocaman bir kampanyaya da dönüşebilir. Onu dönüştürmeyi başaranlar da var, senin dediğin gibi sadece hashtag koyarak reklamcıyım diyen de var. Sektörümüz çeşitlilikle dolu.

Reklamcılığın bir etiği var mıdır? Bilindiği üzere ülkemizde hatta dünyada dolandırıcılıkların bir kısmı reklamları da kullanıyor. Bir marka ya da birey reklam için size geldiğinde reklamı verecek olanın bir araştırması, ürünün gerçekten yararlı olup olmadığı araştırılıyor mu?

Sanırım reklamcılığın değişken etikleri var. Bahsettiğin gibi bu durumlar tüm dünyada yaşanabiliyor. Hatta bazen ne iş yapıyorsun sorusuna “Reklamcıyım” diyince, “Yalancısınız yani hehehe” gibi diyaloglar yaşanabiliyor. Burada herkesin etiği kendine. Biz olması gerekeni yapıyoruz, fikrimizin yapılmamış olmasına dikkat ediyoruz, yaptığımız reklamın gerçeği anlattığına emin olmaya çalışıyoruz. Kendi adımıza; biz markalarını dikkatle seçen bir ajansız. Bu dediklerin bizde geçerli, markanın da, ürünlerinin de elimizden geldiğince araştırmasını yapmaya çalışıyoruz. “Buradan biz de yiyoruz yahu!” durumunu yakalarsak, reklamını yapmak da çok keyifli oluyor tabii. Sektörde bunu belki bizden daha çok araştıran da vardır, belki hiç araştırmayan da vardır onu bilemem, herkes kalbinin etiğini uygular.

Blog yazarı ve reklamcı Duha’yı bir yana ayırırsak geriye kalan Duha neler yapar?

Çok tatlı soru. Reklamcılık o kadar yoğun ki blog yazarlığı bi’ kenara itildi tabii. Onun dışında Duha ne yapar? Valla kendime yarattığım her alanı (çok az olduğu için) en sevdiğim şeylerle geçirmeye çalışıyorum. Haftada bir de olsa mutlaka aile ziyareti yapar, fikir düşüneceği zaman konsolu açıp NBA oynarken düşünür, müziği hem dinlemeyi hem üretmeyi çok sever arada midi klavyesiyle kendi dinleyeceği müzikler yapar, bol bol kahve içer, arada bir boksa gider stres atar, iyi bir şey olduğunda çılgınlar gibi dans eder. Bi’ de eğer bulaşık çıkmasına üşenmediği günündeyse kendine yeni yeni tarifler bulup yemek yapmaya çalışır. En önemlisi de Semih ve Merve’yle bir araya gelip, ileride güzel bir adımla giriş yapmak istedikleri sinema dünyasına dair senaryo fikirleri konuşur, filmcilik muhabbetleri yapar.

Yaklaşan bir seçim var. Erken ya da zamanında olacak olan ve sonuç etkileri büyük olacak olan bir seçim. ABD’de Obama Başkan olduğu seçimlerden beri sosyal medyanın siyaset üzerine etkileri var. Yerel seçimlerde de İmamoğlu bu konuda iyiydi benim gözümde. Sosyal medya reklamcılığı sence ülke seçmeni üzerinde etkisi olacak mı?

Sosyal medya kesinlikle toplumları yönetme konusunda çok önemli bir mecra. Bu bazen korkunç derecede yanlış bilgiyle de olabiliyor. Mesela benim şahsi düşüncem pandeminin bu kadar insanların kendisinden bile korkmasını sağlayan etkisini sosyal medya sağladı. Çoğu da yalan haberdi. Seçimlerde de çok etkili ve olacak da tabii ki. Bunu iyi yapan siyasi partiler de var, yeteri kadar etkili yapamayanlar da. Sosyal medyanın seçmenler üzerinde etkisi büyük, çünkü bilginin (doğru ya da yanlış) insanlara en hızlı ulaştığı kaynak artık. Özellikle gençler (z kuşağı demeyi tercih etmiyorum) bu alanda çok önemli bir hedef kitle.

Sosyal medya denilince akla ilk gelen konulardan biri de Influencerlık. Ne düşünüyorsun geneli hanımlardan oluşan bu grup hakkında? Sence Influencerlık bir meslek mi?

Doğru diyorsun. Artık influencer olmayanlar olarak bizler daha az bile olabiliriz. Yani burada da durum şöyle; influencercılık da aslında bir nevi celebrity olma durumu kendi tarafından baktığında meslek. Ama 10K takipçiyi geçince Trendyol linki bırakmaya başlamak ve biografiye “iş birlikleri için…” yazmak biraz durumu tatsızlaştırıyor. İşini çok güzel yapan, kendi hedef kitlesine iyi içerikler sunan influencer da çok var. Sadece kim olduğunu bilmediği bir sürü takipçisinden like bekleyen influencer da çok var.

Yakın dönem de yaşadığım bir olay var. Bir reklam yönetmeni benden yaşlanma karşıtı olduğu ileri sürülen bir içecek için reklam senaryosu yazmamı istemişti. Ben de, bütçesi olup olmadığını, yerel pazara mı uluslararası pazara mı gibisinden sorular sordum fakat aldığım cevap “Sen yaz.” Oldu. Yazdığım reklam, ismi lazım olmayan, tenis oynamayı bilen bir malum kişinin oynadığı senaryoya yenildi. Her neyse sonunda aldığım cevap da “Kapitalizme yenildiğim” oldu. Tabi reklamın hazırlanma aşamasında bir yığın iş var ama reklam senaryo aşamasına geldiğinde senarist proje sorumlusuna hangi soruları sorması gerekir? Sonuçta reklam senaryosu kısa film senaryosu kadar özgürlüğün olduğu bir alan değil öyle değil mi?

Yani sektörde bu iki konu da olabiliyor aslında. Bence olması gereken markanın brief, bütçe aralığı vs. gibi bilgiler önden vermesi herkes için daha sağlıklı. Öbür türlüsü de şöyle olabiliyor bazen markanın haberi yokken bir fikir kıvılcımlanıyor yazıp, tasarlayıp bi’ anda sunabiliyorsun. Burada sana yapılan ayıp, iletişim tonu olmuş. Kimsenin kimseye öyle “Sen yaz” diyeceği bi’ durum yok. Bunu uygun bir dille anlatsa anlayışla karşılanabilir. Senin soruların bir işin ön hazırlığı için çok mantıklı ve gerekli çünkü. Bunların cevabının henüz olmadığı durumlar olabilir ama bunu da iyi bir iletişimle aktarmak gerekir. Özgünlük konusunda da katılıyorum bu söylediğine, ister istemez bir noktada söylemen, göstermen gereken bazı şeyler oluyor tabii. Onu en organik ve yaratıcı şekilde yapan da kazanıyor.

Duha bu sektörün ilerisinde kendini nerede görüyor?

Bu soruya üçlü cevap vereyim; Duha, Semih ve Merve bu sektörün ilerisinde kendilerini THEBADGUYS’ı çok güveneceği bir ekibe emanet etmiş, arada bir ziyaret eder hale gelmiş, Anadolu’nun ortasında soğuk bir kış gününde yazdıkları ve yönettikleri filmin setinde görüyor. Sektöre kendimizi değil, THEBADGUYS’ı adamayı daha çok istiyoruz. Belki bir de Berlin’e ya da Çanakkale’ye yerleşmiş olabiliriz.

Sektörünün cinsiyetçi olduğunu düşünüyor musun?

Buna net cevap vermem için oranları bilmem gerekir tabi ama sanırım düşünmüyorum. Bence cinsiyetçilik sektörel değil zihinsel bir olay bu arada. Yine de söyleyebilirim ki; prensesimiz Merve başta olmak üzere hem THEBADGUYS’ta hem kariyerim boyunca çeşitli ajanslarda tanıştığım, çalıştığım, hayranlık duyduğum birçok kadın oldu. Onlar bunu okuyorsa kendini biliyor zaten, hepsi iyi ki var. Belki yoğun mesailer, düzensiz çalışma saatleri böyle bir cinsiyetçilik veya algı yaratmış olabilir ama uzun mesailerde benden çok daha güçlü duran ve çalışan kadınlarla da çalıştım.

Reklam ajansınız THEBADGUYS’ı diğer ajanslardan ayıran en büyük fark nedir?

THEBADGUYS aslında sadece bir reklam ajansı değildir. Yani biz yola çıkarken bunun bir mekan/ajans/şirket olmasından ziyade bir hareket olmasını çok istedik. Yaratıcı insanların bir arada olduğu, güzel hikayelerin konuşuldu, özel işlerin kaleme alındığı bir gang aslında. Sadece reklam konuşulan bir ajans değil. Fikirlerin, senaryoların, müziğin, mecranın ve birçok keyif aldığımız muhabbetin de hem konuşulduğu hem hayata geçmesi için çalışıldığı bir ekip topluluğudur THEBADGUYS. “Biz bile gideriz, THEBADGUYS kalır” diyerek yola çıkılan bir harekettir. Umarım her şey istediğimiz gibi olur.

İyi bir reklamın altın kuralı nedir?

Bence en temelinde altın değeri taşıyan: içgörü.

Eskilerden bir reklam seçecek olsan hangi reklamı sen yapmak isterdin? Ben Şener Şen’in “Aç Kapa” Arthema reklamını yapmış olmayı isterdim.

İlker burada dünyanın her yerinden hafızamda yer edinmiş o kadar çok iş var ki. Ama çok da uzun düşünmeden birini söylüyorum. Fiat – Driven By The Future.

Linkedn ve diğer kariyer sitelerinde reklam ajanslarının özellikle metin yazarlarında istediği bir şart beni çok sorguya itti; “İngilizce bilmek.” Reklamların ne kadar yerel ya da uluslararası olursa olsun herkesin anlayacağı şekilde basit olduğu en büyük gözlemlerindendir. Dolayısıyla senaryo ya da metin yazarken İngilizce bilmeye ne kadar gerek var? Sektörde dilin anlam ve önemi nedir?

Yani bi’ noktada saçma, bi’ noktada gerekli. O biraz ajansın müşteri portföyüne göre de değişebilir. Bence şart değildir ama olsa güzel olur diyebileceğim bi’ durum. Çünkü ilk zamanlarda globalde yapılan işleri izlerken, ya da uluslararası bir datayı araştırırken çok zorlanıyordum. Ama bu “İngilizce bilmek şartı” bence bir şart değildir, kişinin kendisi için öğreneceği bir gerekliliktir sanırım.

Bedensel engelli olmak reklamcılığa engel mi?

Asla değil. Reklamcılık fikir işidir, düşünce ve sohbet işidir. Keşfetmeyi, düşünmeyi ve yaratıcılığı seven herkes reklamcılığı en iyi şekilde yapabilir.

Mark Zuckerberg, metaverse’ı açıkladığında ilk aklıma gelen reklam dünyasına katılan yeni bir alan oldu. Ortalama bilimkurgu filmlerinde de havada, duvarda her yerde beliren reklamlar görülüyor. Dijital platformların çoğu abonelik ücretlerini düşürüp reklam izletme modellerine geçiyor. İnsanlığın geleceğinde reklam bağımlılığımı var? Tabi tüketim çılgınlığıyla beraber?

Metaverse evet, sektörde çok büyük bir alan ve yankıya neden oldu. Ama ben henüz Türkiye için erken olduğu düşüncesindeyim bunların. Çok fazla farklı platformlardan arsa alan duyuyorum. Bir sabah ansızın 404 not found ile uyanabilirler. Biraz bekleyip nasıl şekillendiğini görmek lazım sanırım. Aslında bence soruda cevap gizli. Tüketim ne kadar hızlı ve çılgınca olursa markaların da reklama o kadar ihtiyacı olacak. Bu ikisi birbirini tamamlayan bir denklem. Reklam bağımlılığı bence artık insanların kendisinde de var. Herkes bi’ noktada aslında kendi reklamını da yapmaya başladı. Sosyal medya ve tüketim sevgisi bir araya gelince, yapacak bi’ şey yok sanırım.

Son olarak sektöre girmek isteyenlere ne tavsiye edersin?

Sektöre girmek isteyenlere vereceğim ilk tavsiye sabır sanırım ya. Sabretmek ve işine inanmak sonunda başarıyı bir şekilde getiriyor. Bi’ de gerçekten yaptığı işe tutku duyması gerekir yoksa bi’ süre sonra alternatif aramaya başlayabilir. Bunlar tamam ise “hoş geldin” diyebiliriz.

Duha keyifli söyleşi için çok teşekkür ederim.

Ben çok teşekkür ederim. Harikaydı benim için İlker. Emeğine sağlık.

Hüseyin İlker DUMAN

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

GÜNDEM DIŞI

HİÇBİR ŞEYİM

Published

on

Felsefe aslında her konudur diyebiliriz. Sosyal hayat da buna dahil. Her ne kadar düşünmeden yapılan eylemler çok gibi görünse bu eylemlerde felsefik konulara giriyor hem de düşündüğünüzden oldukça fazla. Mesela toplumda kimsenin birbirini sevmemesi sosyolojik olduğu kadar felsefik de bir konudur.

Düşünmek felsefik bir eylemdir ve ben de bunu çok yaparım. Bireysel varoluş ile yok oluşumdan tutunda evrenin başlayıp bitişine kadar kendimce düşündüğüm çok konu oldu ve biraz da Stepten Hawking’in her şeyim teorisine atıfta bulunarak bulduğum tek cevap “hiçbir şeyim” oldu.

Yakışıklı, yetenekli filozof, Cezayir asıllı yazar Albert Camus aslında benden önce bulmuş Hiçbir Şeyim’i. O yüzden kendime çok kızıyorum. Bu cevaba ulaşmamın 18-20 yaşıma kadar sürmesinden. Gerçi bir de Camus’un benden büyük olduğu gerçeği var. Benden önce yaşamış ve ölmüş…
Cevabı geç bulmama rağmen bulduğum cevapla birlikte de beni çok şaşırtan bir de durum vardı ki o da insanın tüm bu hiçlik içinden suni bir varlık çıkarmasıydı. “Hayat mücadelesi” dediğimiz durum bana göre hiçlikten çıkan bir var olma başarısıdır ya da başarısızlığı. Bu öyle bir başarı/basarızlıktır ki filozofları, tarihçileri ve benim gibi yazma sevdalılarını ortaya çıkarmıştır. Beni saatlerce düşündürmüş ve deliliğin hatta yokluğun sınırlarını göstermiştir.

Benim düşünceme göre insanın yarattığı her kavram sorguya açıktır kanımca. En başta başarı ve başarısızlık, ardından da iyilik ve kötülük gelir. Fakat daha önemli bir durum da vardır. Varoluş ve yokoluş gibi. İnsan üretimi her türlü kavramın tek nedeni insan zekasının getirdiği bencilliktir. Bu bencillik de bir şempanzenin ya da gorilin muz veyahut da yuvasını paylaşmamasından öte bir durumdur. Nitekim bir şempanzenin ya da gorilin ölüm farkındalığı kısmen olsa da(bilimsel gözlemlerde kanıtlanmıştır) ölümün ardından bir muz cenneti ya da ateşler içinde yandığı bir azap dolu cehennem fikri yoktur. Çünkü bir ibadet şekilleri ya da dini bir ritüelleri yoktur. Bir dini liderleri de yoktur. Lider sadece basit işlere öncülük eden genelde erkek olan bir türdeştir. Fakat zeka gelişip de bir üst seviyeye geçildiği zaman; işte o an felsefik olarak savaşların da diğer her konununda başladığı andır.

Korkuların, hazlarım ve şiddetin yönettiği beyinlerin mücadelesi başlıyor. Bu mücadeleyi de siyasi bir mücadeleden ziyade Teizm ve Ateizm arası mücadele olarak ifade edebiliriz. İdare edilme mantığının altında da bence Teizm ve Ateizm arasındaki mücadele yatıyor. Bu insan zihnindeki mücadele. Ne bir devlet ne siyasi bir kurumdan kaynaklı değil. Birebir insanın içinde olan mücadele. Bu mücadele de koşulsuz Ateistler(sorgusuz olanlar) bir bakıma Teistler çünkü sürekli aynı reddin içinde olmak belli bir süre sonrasında kabullenmeye giden yolun anahtarını taşıyor. Öte yandan da Teistler(kanıt arayanlarda) sürekli kanıt arayıp kendini buna inandırma çabasındakiler de her ne kadar Tanrıya inandığını öne sürselerde Tanrıyı kanıt çabası bile onları Ateist yapıyor. Çünkü Tanrı sorguya açık değildir. Aynı şekilde Deizm’de içinde barındığı sorgu kırıntıları yüzünden Ateizm’e kayıyor. Nitekim dinleri gönderen, kutsal kitaplarda Tanrıdır ve dinleri hiçe saymak bir reddetmeyi barındırır.

Basit bir soruyla kanıt cabası ya da çabasız, varoluş veya yokoluş açısından herhangi bir durumun bir anlamı var mı? Yok… Dolayısıyla Hiçbir Şeyim…Varken yokluğun aslında ne olduğunu bilmiyoruz, yokken varlığın. Kanıt cabası da boş, inkar çabası da. Yine de ben bir amatör filozof olarak yapmam gerekeni yapıp sabit değil değişken bir sorgulayarak, düşünmeye ve hayat mücadeleme devam edeceğim çünkü hazlar ve hüzünler beni kendine çekiyor…

Hüseyin İlker DUMAN

Continue Reading

GÜNDEM DIŞI

HAILEY BIEBER HERKESİN MERAK ETTİĞİ SORUYU YANITLADI

Justin Bieber ve Selena Gomez, ünlü dünyasında en çok konuşulan çiftlerden biri olabilir! 2010’da birlikteliklerine başlayan ve Mart 2018’de …

Published

on

Justin Bieber ve Selena Gomez, ünlü dünyasında en çok konuşulan çiftlerden biri olabilir! 2010’da birlikteliklerine başlayan ve Mart 2018’de ayrılan Bieber ve Gomez’in ebediyen ayrılıp barıştıkları bir ilişkileri vardı. 2014’te ayrıldıkları bir dönemde Justin, şimdiki eşi Hailey Bieber ile görüntülenmişti ve ikilinin birlikte olduğu söylentileri çıkmıştı. Hailey Bieber, yıllar sonra Justin’i Selena’dan “çaldığına” dair söylentilere karşılık verdi.

‘Call Her Daddy’ isimli podcast yayınına katılan Bieber, sunucu Alex Cooper’ın sorularına karşılık verdi. Hailey ve Justin’in ilgisi hakkında sorular soran Cooper, tıpkı vakitte nişanlarına neden bu kadar çok tepki geldiğini sordu. “Zamanlama çok hızlıydı. Ve artık, bundan dört sene sonra, ne kadar hızlı olduğunu anlayabiliyorum. Her şey çok hızlı ve çılgıncaydı. O vakitler ikimize bu çok hakikat geldi, gördüğünüz üzere haklıymışız çünkü dört sene sonra hala birlikteyiz,” diyen Hailey, daha sonra Justin’in Selena ile ayrılığı hakkında konuştu.

Sorularında daha da net olan Cooper, hayranların Hailey ve Justin birlikteliği sonrasında zamanlama hakkında başlarının karıştığını belirtti. “Eşin, Selena Gomez ile oldukça gözle görülür bir ilişkideydi. Beşerler, onların birlikte olmaları konusunda takıntılılardı. Sen, Selena ile tıpkı vakitte, romantik olarak, Justin’le birlikte oldun mu?” diyen Cooper, yıllardır herkesin merak ettiği soruyu yöneltti. Sorunun ardından duraksayan Hailey, “Hayır, bir kez bile değil… Justin ve ben birlikte olmaya başladığımızda, o asla bir temasta değildi. Asla. Hiçbir noktada değildi. Öteki birinin bağını bozmak benim karakterim değil. Bundan daha hoş yetiştirildim” diye karşılık verdi. “Bana olan nefretin birden fazla ‘Sen onu çaldın’ niyetinden geliyor ve Justin’in öteki biriyle olmayı dilediğini düşünüyorlar. Bu kanılar okey, bunu istediğiniz kadar dileyebilirsiniz fakat gerçek olan bu değil” diyen Hailey, “Dışarıdan nasıl göründüğünü anlıyorum ancak bu Justin ve Selena için o kapıyı kapatmanın yanlışsız şey olduğunu bildiğim bir durumdu ancak elbette, orada çok uzun bir tarih var ve hürmet duyuyorum” diye ekledi.

Continue Reading

GÜNDEM DIŞI

RIHANNA SUPER BOWL’DA SAHNE ALACAK

Super Bowl 2023’te kimin sahne alacağı konusunda çok fazla söylenti oldu. Pazar günü bir haber yayınlayan TMZ, NFL ve Roc Nation’ın Rihanna ile …

Published

on

Super Bowl 2023’te kimin sahne alacağı konusunda çok fazla söylenti oldu. Pazar günü bir haber yayınlayan TMZ, NFL ve Roc Nation’ın Rihanna ile görüştüğünü belirtti. Bu haberden kısa bir mühlet sonra Rihanna, Instagram’dan bir futbol topu ile bir fotoğraf paylaşarak söylentileri doğrulamış oldu. Tekrar TMZ’nin haberine nazaran Rihanna’nın yanında bir isim daha yer alacak. Şimdi bu ismin kim olduğu belirtilmese de toplumsal medyada varsayımlar devam ediyor! Harika Bowl için Taylor Swift ile görüşülürken, Swift’in Coca-Cola ile muahedesi Pepsi’nin sponsor olduğu Harika Bowl etkinliğinde yer almasını önlemişti. Daha sonra bu sponsorluğu Pepsi’den alan Apple, Swift’in performansını mümkün hale getirmişti. Lakin Swift’in, ana kayıtları satın alınan ve daha sonra menajeri Scooter Braun tarafından 300 milyon dolara satılan altı albümün tamamını tekrar kaydetmeden performans sergilemeyi reddettiği bildirildi.

2019’da Rihanna, verdiği bir röportajda Harika Bowl’da sahne alma teklifini, aktifliğin Colin Kaepernick’e yönelik muamelesi nedeniyle geri çevirdiğini söylemişti. Oyun kurucu Kaepernick, 2016’daki oyunlarda “Ulusal Marş” sırasında diz çökerek ırksal adaleti barışçıl bir formda protesto etmeye başlamıştı. “Bunu yapmaya yürek edemedim,” diyen Rihanna, “Ne için? Bundan kim çıkarlı çıkıyor? Benim halkım değil. Ben yalnızca bir satıcı olamazdım. Ben bir etkinleştirici olamazdım. O tertipte benim de katılmadığım şeyler var ve onlara hiçbir biçimde hizmet etmek niyetinde değildim,” diye eklemişti. Kaepernick, 2017’de San Francisco 49ers’tan ayrılmış ve aktivizmine misilleme olarak oynamaktan dışlanması nedeniyle lige karşı bir dava açmıştı.

Bir müddettir yeni müzikleri üzerinde çalıştığı düşünülen, son albümü ANTI’yi 2016’da çıkaran ve son konserini Şubat 2019’da veren Rihanna’nın duyurusu şimdiden hayranları tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı.

Continue Reading

Trendler