Connect with us

GÜNDEM DIŞI

OLIVIA NEWTON-JOHN HAYATINI KAYBETTİ

Otuz seneyi aşkın bir müddettir göğüs kanseri ile gayret eden Olivia Newton-John, 8 Ağustos’ta hayatını kaybetti. Haberi doğrulayan …

Published

on

Otuz seneyi aşkın bir müddettir göğüs kanseri ile gayret eden Olivia Newton-John, 8 Ağustos’ta hayatını kaybetti.

Haberi doğrulayan temsilcileri, Olivia’nın “Güney Kaliforniya’daki meskeninde ailesi ve arkadaşları yanındayken huzurlu bir biçimde hayatını kaybettiğini” belirttiler.

73 yaşında hayatını kaybeden Newton-John’un eşi, Facebook sayfasından bir paylaşım yaparak, “Dame Olivia Newton-John, bu sabah Güney Kaliforniya’daki Çiftliğinde ailesi ve arkadaşlarıyla çevrili olarak huzur içinde vefat etti. Herkesin bu çok güç vakitte ailenin mahremiyetine hürmet duymasını rica ediyoruz”. Olivia, 30 yılı aşkın bir müddettir göğüs kanseriyle olan seyahatini paylaşarak, zaferlerin ve umudun bir simgesi olmuştur. Bitki tıbbı konusundaki şifa ilhamı ve öncü tecrübesi, bitki tıbbı ve kanser araştırmalarına adanmış Olivia Newton-John Vakfı Fonu ile devam ediyor. Aile, çiçek yerine onun anısına Olivia Newton-John Vakfı Fonu’na (ONJFoundationFund.org) bağış yapılmasını istiyor.

Olivia, geride eşi John Easterling, kızı Chloe Lattanzi; kardeşleri Sarah Newton-John ve Toby Newton-John; yeğenleri Tottie, Fiona ve Brett Goldsmith; Emerson, Charlie, Zac, Jeremy, Randall ve Pierz Newton-John; Jude Newton-Stock, Layla Lee; Kira ve Tasha Edelstein; ve Brin ve Valerie Hall’u geride bırakıyor.İlk olarak 1992’de göğüs kanseri teşhisi konan Olivia Newton-John, daha sonra 2013’te tekrar hastalığa yakalanmış ve bu sefer tedavi sürecini bilinmeyen tutmayı tercih etmişti. Tekrar Eylül 2018’de bir teşhisle daha gayret eden Newton-John, bu sefer kanserin omurgasına yayıldığını anlatmıştı. Ağustos 2019’da 60 Minutes Australia’ya konuşan Newton-John, “Size bir kanser yahut korkutucu bir teşhis konulduğunda, birdenbire bir vakit hududu muhtemelliğine sahip olursunuz. Biri size altı ay ömrünüzün kaldığını söylerse, büyük ihtimalle buna inandığınız için bu kadar yaşayacaksınız. Bu yüzden benim için, ruhsal olarak, ne bekledikleri yahut yaşadıklarınıza sahip olan en son bireye ne olduğu hakkında hiçbir fikrim olmaması daha iyi” demişti.

Kariyeri boyunca 10 Amerikan Müzik Mükafatı, ‘Grease’ sinemasındaki performansı için bir Altın Küre ödül adaylığı ve dört Grammy Mükafatı kazanan Newton-John, 1979’da Kraliçe II. Elizabeth tarafından bölüme katkıları sebebiyle ‘Damehood’ rütbesini kazanmıştı. 1981’de Hollywood Walk of Fame’de bir yıldız kazanan Newton-John, vefatından evvel Melbourne’da kanser araştırmaları yapan bir vakıf kurmuştu.

Kanser ile gayretine karşın yaşadığı hayata minnet duyduğunu söyleyen Olivia, “Bunu üç defa atlattığım için çok şanslıyım ve hala buradayım. Bunu yaşıyorum. Her gün bir armağan, bilhassa artık,” demişti. Newton-John’un ‘Grease’ sinemasındaki partneri John Travolta, vefat haberinden çabucak sonra Instagram’dan bir paylaşım yaparak rol arkadaşını andı. Sinemadaki Sandy ve Danny karakterlerine gönderme yapan Travolta, “En sevgili Olivia, hayatımızı çok daha yeterli hale getirdin. Aktif inanılmazdı. Seni çok seviyorum. Yolda görüşürüz ve hepimiz tekrar birlikte olacağız. Seni gördüğüm birinci andan itibaren ve sonsuza kadar seninim! Danny’nin, John’un!” yazdı.

1978’de vizyona giren ‘Grease’ sinemasından sonra Newton-John ile arkadaşlığını sürdüren Travolta, 2019’da bir ‘Grease’ etkinliğinden fotoğraf paylaşmıştı. Travolta ile tekrar Sandy ve Danny kostümlerine giren Newton-John, “Filmi yaptığımızdan beri birinci kez bu kostümlere dönüyoruz! Çok heyecanlıyım!” yazmıştı. .

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

GÜNDEM DIŞI

SPORU SPOR OLMAKTAN ÇIKARMAK

Published

on

Avrupa’daki yarışların biriydi. Hangisi olduğunu hatırlamıyorum. Sıralama turları bitmiş, ilk üç pilot röportaj vermek için araçlarıyla start-finish düzlüğüne gelmiş, araçlarından inip, kural gereği tartılırken gördüm onu. Bir et lokantasının garsonunu andırıyor, “Ne vereyim abime” tarzı hareketlerle pilotları tartıya getirip götürüyordu. Serhan Acar adını söyleyince kim olduğunu anladım; FIA’nın çiçeği burnunda başkanı Mohammed bin Sulayem’dı. 

İtalya’daki Monza Gp’sinin 3 hafta sonrasında koşulan Singapur Gp’sinin ardından Verstappen ve Red Bull şampiyonluğa bir adım daha yaklaştı. Her ne kadar Verstappan yarışı kazanamasa da bu sezonki en büyük rakibi, Ferrari pilotu Leclerc ilk sırada başladığı yarışı ikinci sırada bitirince puan farkı çok kapanmadı ve bu sayede Verstappen de üst üste ikinci şampiyonluğuna bir adım daha yaklaştı. Yarışı da Red Bull’un savunma bakanı Meksikalı pilot Perez kazanınca da haliyle Red Bull markalar tarafında da üstünlüğünü korudu. Singapur Gp’si, yağmurda güvenlik aracı adında kısa bir tur atılıp bitirilen Belçika Gp’sinin akıbetine uğramaktan bir saat geciktirilerek kurtuldu. Daha doğrusu yarış başlaması bir saat etlendi ve bu sırada yağmur da kesildi. Böylelikle biz F1 de yarışı izledik. Dünyanın en iyi pilotları var diye lanse edilen

 bir serinin yağmur olduğu durumlarda yapılamaması çok sinir bozucu. Güvenlik elbetteki çok önemli fakat belirsizliğin de yarışa ayrı bir seyir zevki kattığı durumu izleyememekte oldukça sıkıcı. Bazı Formula 1 severler, hızlı araçların yavaş gitmesinin neyinin eğlenceli olduğunu sorguluyor olsa da. Benim bu sorguya vereceğim tek cevap doğa ile mücadelenin zevkli olduğunudur. 

Bir şekilde yağmurda yarış yapılmalı. Hatta ileri gidecek olursam buzda bile yarış yapılmalı. Formula 1 yönetimi takvimi uzatacağına ilginç yarışlar koymayı düşünmeli. Tabii ki güvenlik dahilinde. Buzlu bir kola tadında bir değinme yaptıktan sonra tekrar Singapur Gp’sine dönecek olursam; Perez hak ettiği bir galibiyeti aldı diyebilirdim eğer kuralları hiçe sayabilecek kadar gözlerim kör olsaydı. Adalet kördür derler ama bu körlüğün bir amacı vardır; eşit olmak içindir adaletin körlüğü. Yani sınıf cinsiyet ayırd etmeden eşitlik için adalet kör edilmiştir. Fakat belli ki bu körlük durumu özellikle takım sporlarının olduğu branşlar da çok işlemiyor. Herhalde yapılan spor kalabalıklaştıkça sporda hakim rolünü üstlenen kişilerin de aklı karışıyor. Bu çok masumane bir savunma mekanizması oldu değil mi? Evet, öyle oldu. İşin aslı şu ki takım sporlarında rant çok, pasta büyük o yüzden de mücadelesi çok oluyor. Siz hiç teniste ya da boksta bariz hataların yapıldığını görüyor musunuz? Tek tük olaylar haricinde olmuyor. Oysa futbol ve Formula 1 gibi sporlarda bu çok oluyor. Tıpkı Red Bull pilotu Perez’in güvenlik araçları periyodunda 3 kez kural ihlali yaptığı halde tek seferlik ceza alması gibi ya da 

Mercedes pilotu George Russell’ın aracını çarpışan araba moduna sokup, Valtteri Bottas ve Mick Schumacher’in yarışlarını berbat ettiği halde ceza almaması gibi. Kendi içimde bir değerlendirme yaptığımda Russell için değil fakat Perez için mantıklı bir açıklama bulabiliyorum. RB garajından kendisine 5 saniyenin üzerinde fark açması gerektiği söylendiğinde cezanın ne kadar olacağı belirlenmiş oldu. Açıkçası bu çok iğrenç bir durum. 
FIA bu hataları kurulduğundan beridir yapıyor. Tıpkı Senna-Prost kazasında Senna’nın diskalifiyesi gibi ya da yakın dönemde Hamilton-Verstappen olaylarındaki gibi. 
Futbolda orta hakem tek de hata yapıyor. Ama yarış hatasında hakem odasında bir yığın hakem hep de kazanan lehine nasıl hata yapıyor anlamıyorum ve kasti işler olduğunu düşünüyorum. Nitekim bu konuda çeşitli dedikodular çok ve ben de dedikodu olduğu için dillendirmek istemiyorum ama ateş olmayan yerde de duman çıkmaz bildiğiniz üzere. 
Özetle FIA’nın yeni başkanının sporu ileri taşımak gibi bir geyesi öncelikle ne vereyim abime hizmeti anlayışından çıkıp sporunu şaibesiz hale getirmeli. Hiç şüphesiz ki bunu da tek önceliği sporu geliştirmek olanlarla yapılabilir. İddia bayili hakemlerle değil.

Hüseyin İlker DUMAN

Continue Reading

GÜNDEM DIŞI

HİÇBİR ŞEYİM

Published

on

Felsefe aslında her konudur diyebiliriz. Sosyal hayat da buna dahil. Her ne kadar düşünmeden yapılan eylemler çok gibi görünse bu eylemlerde felsefik konulara giriyor hem de düşündüğünüzden oldukça fazla. Mesela yaşadığımız toplumda kimsenin birbirini sevmemesi sosyolojik olduğu kadar felsefik de bir konudur da.

Düşünmek felsefik bir eylemdir ve ben de bunu çok yaparım. Bireysel varoluş ile yok oluşumdan tutun da evrenin başlayıp bitişine kadar kendimce düşündüğüm çok konu var ve biraz da Stepten Hawking’in ”Her Şeyim” teorisine atıfta bulunarak, bulduğum cevap “hiçbir şeyim” oldu.

Yakışıklı, yetenekli filozof, Cezayir asıllı edebiyatçı ve yazar, Albert Camus aslında benden önce bulmuş Hiçbir Şeyim’i. Bu yüzden kendime biraz kızıyorum. Bu cevaba ulaşmamın 18-20 yaşlarıma kadar sürmesinden. Gerçi bir de Camus’un benden büyük olduğu gerçeği var. Benden önce yaşamış ve ölmüş…
Cevabı geç bulmama rağmen bulduğum cevapla birlikte de beni çok şaşırtan bir de durum var ki, o da insanın tüm bu hiçlik içinden suni bir varlık çıkarması oluşturması… “Hayat mücadelesi” adını verdiğimiz bu durum bana göre hiçlikten çıkan bir var olma başarısıdır ya da başarısızlığıdır.(güzellikler başarı, çirkinlikler başarısızlık) Bu öyle bir başarı/basarızlıktır ki filozofları, tarihçileri ve benim gibi yazma sevdalıları(yazarları), ortaya çıkarmıştır. Beni saatlerce düşündürmüş ve deliliğin hatta yokluğun sınırlarını göstermiştir.

Benim düşünceme göre insanın yarattığı her kavram sorguya açıktır. En başta başarı ve başarısızlık(tüm içerdikleriyle birlikte), ardından da iyilik ve kötülük…
Fakat daha önemli bir sorgu konusu vardır ki o da varoluş ve yokoluştur. 
İnsan üretimi her türlü kavramın tek nedeni insan zekasının getirdiği bencilliktir kanımca. Bu bencillik de bir şempanzenin ya da gorilin, muz veyahut da yuvasını paylaşmamasından öte bir durumdur.
Nitekim bir şempanzenin ya da gorilin ölüm farkındalığı kısmen olsa da vardır(bilimsel gözlemlerde kanıtlanmıştır) ama ölümün ardından bir muz cenneti ya da ateşler içinde yandığı bir azap dolu cehennem fikri yoktur. Çünkü bir ibadet şekilleri ya da dini bir ritüelleri yoktur. Bir dini liderleri de bulunmaz bu maymun turu toplumların.
Lider sadece basit işlere öncülük eden genelde erkek olan bir türdeştir onlarda. Fakat zeka gelişip de üst seviyelere geçildiği zaman(insan gibi); işte o zaman felsefik olarak savaşların ve diğer her konununda başladığı durumlardır.

Korkuların, hazlarım ve şiddetin yönettiği beyinlerin mücadelesi işte tam da burada başlar.
Bu mücadeleyi de siyasi bir mücadeleden ziyade Teizm ve Ateizm arası mücadele olarak ifade etmek gerekir bana kalırsa. İdare edilme mantığının altında da bence Teizm ve Ateizm arasındaki mücadele yatar.

Bu insan zihnlerindeki savaştır. Ne bir devlet ne siyasi bir kurumdan kaynaklıdır. Birebir insanların içinde olan, içsel bir mücadeledir sadece.
Bu savaşta da koşulsuz Ateistler(sorgusuz olanlar) bir bakıma Teistler çünkü sürekli aynı reddin içinde olmak belli bir süre sonrasında kabullenmeye giden yolun anahtarını taşıyor. Öte yandan da Teistler(kanıt arayanlarda) sürekli kanıt arayıp kendini buna inandırma çabasındakiler de her ne kadar Tanrıya inandığını öne sürselerde Tanrıyı kanıt çabası bile onları Ateist yapıyor. Çünkü Tanrı sorguya açık değildir. Aynı şekilde Deizm’de içinde barındığı sorgu kırıntıları yüzünden Ateizm’e kayıyor. Nitekim dinleri gönderen, kutsal kitaplarda Tanrıdır ve dinleri hiçe saymak bir reddetmeyi barındırır.

Basit bir soruyla kanıt çabası ya da çabasız, varoluş veya yokoluş açısından herhangi bir durumun bir anlamı var mı? Yok… Dolayısıyla Hiçbir Şeyim…
Varken yokluğun aslında ne olduğunu bilmiyoruz, yokken varlığın. Kanıt çabası da boş, inkar çabası da. Yine de ben bir amatör filozof olarak yapmam gerekeni yapıp sabit değil değişken bir sorgulayarak, düşünmeye ve hayat mücadeleme devam edeceğim çünkü hazlar ve hüzünler beni kendine çekiyor…

Hüseyin İlker DUMAN

Continue Reading

GÜNDEM DIŞI

HAILEY BIEBER HERKESİN MERAK ETTİĞİ SORUYU YANITLADI

Justin Bieber ve Selena Gomez, ünlü dünyasında en çok konuşulan çiftlerden biri olabilir! 2010’da birlikteliklerine başlayan ve Mart 2018’de …

Published

on

Justin Bieber ve Selena Gomez, ünlü dünyasında en çok konuşulan çiftlerden biri olabilir! 2010’da birlikteliklerine başlayan ve Mart 2018’de ayrılan Bieber ve Gomez’in ebediyen ayrılıp barıştıkları bir ilişkileri vardı. 2014’te ayrıldıkları bir dönemde Justin, şimdiki eşi Hailey Bieber ile görüntülenmişti ve ikilinin birlikte olduğu söylentileri çıkmıştı. Hailey Bieber, yıllar sonra Justin’i Selena’dan “çaldığına” dair söylentilere karşılık verdi.

‘Call Her Daddy’ isimli podcast yayınına katılan Bieber, sunucu Alex Cooper’ın sorularına karşılık verdi. Hailey ve Justin’in ilgisi hakkında sorular soran Cooper, tıpkı vakitte nişanlarına neden bu kadar çok tepki geldiğini sordu. “Zamanlama çok hızlıydı. Ve artık, bundan dört sene sonra, ne kadar hızlı olduğunu anlayabiliyorum. Her şey çok hızlı ve çılgıncaydı. O vakitler ikimize bu çok hakikat geldi, gördüğünüz üzere haklıymışız çünkü dört sene sonra hala birlikteyiz,” diyen Hailey, daha sonra Justin’in Selena ile ayrılığı hakkında konuştu.

Sorularında daha da net olan Cooper, hayranların Hailey ve Justin birlikteliği sonrasında zamanlama hakkında başlarının karıştığını belirtti. “Eşin, Selena Gomez ile oldukça gözle görülür bir ilişkideydi. Beşerler, onların birlikte olmaları konusunda takıntılılardı. Sen, Selena ile tıpkı vakitte, romantik olarak, Justin’le birlikte oldun mu?” diyen Cooper, yıllardır herkesin merak ettiği soruyu yöneltti. Sorunun ardından duraksayan Hailey, “Hayır, bir kez bile değil… Justin ve ben birlikte olmaya başladığımızda, o asla bir temasta değildi. Asla. Hiçbir noktada değildi. Öteki birinin bağını bozmak benim karakterim değil. Bundan daha hoş yetiştirildim” diye karşılık verdi. “Bana olan nefretin birden fazla ‘Sen onu çaldın’ niyetinden geliyor ve Justin’in öteki biriyle olmayı dilediğini düşünüyorlar. Bu kanılar okey, bunu istediğiniz kadar dileyebilirsiniz fakat gerçek olan bu değil” diyen Hailey, “Dışarıdan nasıl göründüğünü anlıyorum ancak bu Justin ve Selena için o kapıyı kapatmanın yanlışsız şey olduğunu bildiğim bir durumdu ancak elbette, orada çok uzun bir tarih var ve hürmet duyuyorum” diye ekledi.

Continue Reading

Trendler