Connect with us

POLİTİKA

Kılıçdaroğlu’nun ‘adaylığı’ hakkında açıklama

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, TV100 ekranlarında Candaş Tolga Işık’ın sorularını yanıtlıyor. Akşener’in açıklamaları şöyle …

Published

on

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, TV100 ekranlarında Candaş Tolga Işık’ın sorularını yanıtlıyor.

Akşener’in açıklamaları şöyle:

Kılıçdaroğlu aday olursa nasıl hal alırsınız?

Herkesin aday gösterdiği bir kişi reddedilir mi?

Biz bir sistemi değiştirmek üzerine konuşmalıyız. Bu sistemi değiştirmeye yönelik adımları zorlayacak rastgele bir davranış biçimine mahzur olmanın yolu ben aday değilim, tek adayla gitmek gerekir çok değerli.

Kılıçdaroğlu aday olursa seçimi kazanır mı?

Herkesin ittifak yaptığı bir aday neden seçilmesin? Tek adayla gittik, 13. cumhurbaşkanı Millet İttifakı’nın adayı olacak.

İmamoğlu ve Yavaş aday olur mu?

Hayır olmaz diye bir durumumuz yok. Kılıçdaroğlu, 6 genel liderinin inisiyatifine bıraktı işi. Orada çıkan karara uyacağız. Cumhur İttifakı bileşenleri bizim adayımızı çok merak ediyor. Bizim önceliğimiz bu sistemin değiştirilmesinde ortaklaştırılması. Tayyip Beyefendi, düşmanlığı üzerinden bir sistem değil bu.

HDP altılı masada mı?

HDP ile o masada bir arada değiliz. O masada HDP yok. HDP de olmadığını söylüyor. HDP üzerinden ÂLÂ Parti’yi zora sokayım diye: Kürtleri incitmeleri kalbimi yaralıyor. 31 Mart’ta ne dedi Erdoğan, ”Defolun gidin Irak Kürdistanı’na” dedi.

Yeni Şafak gazetesi bizim arkadaşımızı ilan etti, kimlik numaraları ile. Bunların içerisinde biri vardı Abdullah Uçar, kürsüye çıkardım. Dedi ki: ”Ben diyeceğim ki, Kürdüm fakat PKK’lı değilim.” Kürdüm lakin PKK’lı değilim lafı çaktılar bu milletin başına. O masada HDP yok ancak ben Erdoğan ve arkadaşlarını bu goy goya katılan herkesi dikkate davet ediyorum. Orada yaşayan insanların PKK’nın yanında yer almadığını biliyoruz. Devletin yanında yer almamış olsaydı, hami kimlerdi arkadaşım?

O masada HDP olsa biz olmayız. Lakin biz Kürtleri incitmiyoruz. HDP’nin bir oyu var, o oyun bir kısmını elbette bir kısmını almak için tüm siyasi partiler uğraşıyor.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU AÇIKLAMASI

Partimdeki sorunları basın üzerinden konuşmadım hiç. Bir tanzim yaptık biz. O tanzimde şu: Yeni bir bakış açısı getirmeye çalıştık. Ben bir buçuk yıldır genç çalışıyorum. Başka taraftan Yavuz Bey’in yerine gelen arkadaşımız milletvekili değil. Bu misyon için milletvekili olan arkadaşlarımızın vakti yok. Yerine gelen Rıdvan Uz arkadaşımız, gidecek ayda bir ailesini görmek için gelecek. Bizim sistemimizin içerisinde genel liderlerin atamaları ile yapılıyor, başkanlık divanı. Buradaki tasarruf genel lider üzerinden gidiyor.

(Ağıralioğlu’nun basına açıklamaları) Arkadaşımız kamuoyu ile paylaşmayı tercih etmiştir.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

KÖŞE YAZISI

İNGİLTERE’DE BİRAZ DEMOKRASİ

Published

on

Bana kalırsa insanlık tarihini baştan aşağı değiştiren olaylardan birisi sanayi devrimiydi. Eğer o devrim olmasaydı toplumun bir kısmı bu denli rahat olamazdı ama rahat olmayan kısmı kesinlikle bugünkünden çok daha fazla olurdu ve rahatsızlık günümüzdekinden daha da hızlı yayılırdı. 

Sanayi devrimi herkesin bildiği gibi İngiltere’de başladı ve bu sayede bir dönemin güneşin batmadığı imparatorluk doğmuş oldu. İngiltere o duruma nasıl geldi şeklinde bir sorudan tüme varım yapacak olursak da tüm bu zincirin birinci halkasının Magna Carta (Latince: “Büyük Sözleşme”) veya Magna Carta Libertatum (Latince: “Büyük Özgürlükler Sözleşmesi”) olduğunu söyleyebilirim. 1215’te(13. Yüzyıl) İngiltere kralı John ile obaronlar arasında imzalanan anlaşma kralın yetkilerini sınırlamıştır. Bu sayede de günümüz dünyasının temelleri atılmış; modern dünyanın zincirleri örülmeye başlamıştır. 

Kralın tek yetkili olmaması haliyle bir özgürlük yaratmış, bir diğer İngiltere kralı Vlll. Henry’nin de Vatikan’dan ayrılmasıyla daha özgürleşen İngiltere; rengi, dini(cinsiyeti demek isterdim fakat kraliçeler görmesine rağmen kadın hakları İngiltere’ye 20. Yüzyılda uğramaya başlıyor.) fark etmeksizin beyin ve parasal anlamda güç almaya başlıyor. Bu nitelikli güç İngiltere demokrasisini, kültürünü ve nihayetinde ekonomisini güçlendirirken bilimde ve özellikle de teknolojide gelişmesini sağlamıştır. Dünyanın en güçlü ilk beş ekonomisinden birisi eğer İngiltere ise bunu iki kralı John ve Vlll. Henry’e borçlu olmuştur. Fakat tüm bu toplumsal, ülke olarak gerçekleşen başarılara karşı İngiltere’de bireysel anlamda ırkçılık bitmemiştir. Bu durum canlıların çoğunda vardır ve açıkçası modern insana çok da yakışan bir durum değildir. 

Yukarıdaki paragrafta biraz krallık güzellemesi yapmış gibi görünsem de asıl vurgu yapmaya çalıştığım konu İngiltere demokrasisinin de zaman içerisinde örülen diğer bir zincir olmasıdır. Günümüzde krallık denildiğinde akla ilk gelen İngiltere krallığı olsa da ve krallık kimilerine çok romantik görünse de kazın ayağı pek de öyle değil. Krallık ailesinin tüm giderleri İngiltere halkı tarafından karşılanmakta ve hanedan ailesinin giderleri çok az sayılmaz. Denilebilir ki koca İngiltere için hanedan ailesinin giderleri nedir ki? Fakat fakir İngiliz’lerinde olduğu bir ülkede, ülkenin sahibi olarak görünen bir yapının çok da hoş tarafı olmuyor. Ayrıca bir İngiliz kraliçe ya da kralı sadece Britanya adasındaki Birleşik Krallığa değil İngiliz Milletler Topluluğu’daki Antigua, Barbuda, Avustralya, Belize, Kanada, Grenada, Jamaika, Yeni Zelanda, Papua Yeni Gine, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent Grenadinler, Solomon Adaları, Bahamalar ve Tuvalu olmak üzere 16 ülkeye başkanlık ediyor. Dikkat ederseniz saydığım ülkelerin birkaçı 20’nin başlıca ekonomilerinden olsalarda kendi devlet başkanları yok. Başbakan ile idare ediliyorlar. Demokrasi açısından bir sorun yok gibi görünse de seçimle gelmeyen birinin üstelik de ömür boyu o ülkenin başında olması çok da demokratik bir durum sayılmaz. 

Ayrıca İngiltere’de tahta çıkan kral veya kraliçenin anayasal olarak ülkeyi idare etme yetkileri de var. Şu an kral olan lll. Charles istediği taktirde her türlü yönetime karışabilir. Çünkü açık konuşmak gerekirse anayasal olarak ülke onundur.(Bu arada İngiliz anayasası yazılı değildir) 

Öte yandan İngiltere krallığı 20. Yüzyılda Britanya adasında olanlardan da sorumludur. Özellikle İrlanda’nın krallıktan ayrılma çabalarında, Margaret Thatcher(Demir Leydi) döneminde yaşanan kanlı olaylarda. 

Tüm bunlara rağmen İngiltere’de ırkçılık da bitmiş değildir. Özellik de eski başbakan Boris Johnson’dan sonra siyasetteki ırkçılık da biraz olsun gün yüzüne çıktı. Johnson’ın başına buyruk tavırları ve yalan sıkandalının ardından görevden istifa edince iktidardaki Muhafazakar parti başkanlığa haliyle başkanlığa, parti içinde en çok oyu alan Hindu-İngiliz Rishi Sunak yerine İngiltere’nin o dönemki yeni kadın Başbakanı Liz Truss’ı seçtiler. Kraliçe ll. Elizabeth’ten son başbakanlık görevini alan Truss’de Muhafazakar partinin başarısız politikaları sonucu günah keçisi ilan edilip istifa ettikten sonra Sunak karşına koyacak aday bulamayınca mecburen onu seçti. 

Sunak’ın orta düzey bir aileden gelip, Hindu bir zengin aile ile evlenmesi ve kraldan iki kat zengin olması ya da partisi içindeki hakimiyetini servetiyle mi kazandığı benim zerre kadar umurumda değil de; kendisinin anlattığı hikâyede ergenlik döneminde yaşadığı ayrımcılık travmasını atlatamadığı halde şu an İngiltere’de ırkçılığın olmadığını savunması oldu. Tıpkı Barak Obama’nın ABD hiçbir insani adım atmadığı halde Nobel barış alması gibi Rishi Sunak‘ın da hiçbir şey yapmadığı gibi bir şeyler başardığını görebiliriz. Kim bilir belki sanayi devriminden sonra sıra bir şey yapmadan bir şeyler başaranların devri başlamıştır. Her şeye rağmen gide öyle ya da böyle yalanın ve sorumsuzluğun cezalandırıldığı(Boris Johnson‘ın başbakanlıktan istifası gibi) bir yarı demokrasi görmek hiç demokrasi görmemekten iyidir. 

Bir gün dünyadaki tüm temsili ya da gerçek monarşilerin bitmesi dileğiyle.

Hüseyin İlker DUMAN

Continue Reading

İÇ POLİTİKA

Milyonlarca vatandaşı ilgilendiriyor… Kredi ve kredi kartı borçlarına yeni düzenleme

Milyonlarca vatandaşı ilgilendiren torba yasa Meclis’e geldi. Öğrencilerin KYK borçlarının faizi siliniyor. 2.7 milyarlık maske cezasından …

Published

on

Milyonlarca vatandaşı ilgilendiren torba yasa Meclis’e geldi. Öğrencilerin KYK borçlarının faizi siliniyor. 2.7 milyarlık maske cezasından vazgeçiliyor. Borcunu ödeyen kara listeden çıkıyor.

Milyonlarca vatandaşı ilgilendiren torba yasa TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Teklif, çalışanlara elektrik ve doğalgaz takviyesine vergi muafiyetinden öğrencilere verilen katkı kredisinin faizsiz geri ödenmesine, icra takibine giren borçlardan maske cezalarına kadar pek çok mevzuyu içeriyor.

Düzenleme, gelecek hafta TBMM Plan ve Bütçe Komitesi’nde görüşülmeye başlanacak. Yasa teklifine nazaran, tahsil kredisinden yararlanan 1 milyon 392 bin kişi ve katkı kredisi alan 26 bin kişinin faizleri silinecek. AK Parti Küme Başkanvekili Mustafa Elitaş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, “Öğrenim kredisi alan öğrencilerin, borçlarını iki yıl sonra başlamak üzere kredi aldığı kadar müddette, aldıkları ölçü fiyatında ve aylık devirler halinde ödemelerine imkân tanınacak” dedi.

KYK’dan tahsil kredisi almış ve ödeme periyodu gelmiş öğrencilerden, bugüne kadar enflasyona endekslenerek getirilen borçlarından ana para dışında tahsilat yapılmayacak. Bundan sonraki süreçte de öğrenciler KYK kredileri için mezun olduktan 2 yıl sonrasına kadar faiz ödemeyecekler. 2 yıl sonra ise yıllık yüzde 10’u geçmemek üzere faiz uygulanacak.

KARA LİSTEDEN ÇIKACAK

Torba teklif ile kredi, kredi kartı borçları, karşılıksız çek ve senet üzere mevzular yüzünden kara listeye alınanların, geciken kısmı 1 Temmuz 2023’e kadar ödemeleri kuralıyla kara listeden çıkarılmasını içeren bir düzenleme geliyor.

2.7 MİLYARLIK MASKE CEZASINDAN VAZGEÇİLİYOR

MASKE ve sokağa çıkma yasağını ihlal eden vatandaşlara toplam 2.7 milyar lira ceza yazıldığını aktaran Elitaş, Kovid-19 salgını ile gayret kapsamında bu yasakları ihlal edenlere yazılan kelam konusu alacaklardan vazgeçileceğini söyledi. Yurtdışından araç getirenler ile ilgili de düzenleme yapılıyor. İki yılda çıkarmayana verilen cezalar siliniyor.

Continue Reading

POLİTİKA

CHP’den AKP’nin Mersin saldırısı iddiasına tepki

İçişleri Bakanlığı, Mersin’in Mezitli ilçesinde Pazartesi gecesi saat 22.45 sıralarında polisevine düzenlenen saldırının faillerinden birinin …

Published

on

İçişleri Bakanlığı, Mersin’in Mezitli ilçesinde Pazartesi gecesi saat 22.45 sıralarında polisevine düzenlenen saldırının faillerinden birinin Dilşah Ercan olduğunun tespit edildiğini açıkladı. Sedat Gezer adlı polis memurunun hayatını kaybettiği saldırıdan sonra üzerlerindeki patlayıcıları infilak ettirerek kendi yaşamlarına da son veren iki zanlıdan diğerinin kimliği konusunda bir açıklama yapılmadı.

İçişleri Bakanlığı açıklamasında şöyle denildi:

“Teröristin, terör örgütü PKK/KCK’nın gençlik yapılanması içerisinde faaliyette bulunduğu, terör örgütü faaliyetlerinden dolayı cezaevine girip çıktığı, örgütün kırsal yapılanmasına 2013 yılında Mersin’den katıldığı, Irak’ın kuzeyindeki Kandil’de eğitim aldığı ve örgütün sözde özel güç yapılanması içerisinde faaliyet gösterdiği tespit edildi. Ayrıca, terörist hakkında metropollere eylem amaçlı gönderilecek hazır kadrolar arasında yer aldığı şeklinde istihbari bilgilerin bulunduğu belirlendi.”

“Dilşah Ercan CHP’nin Tutuklu Gazeteciler Raporu’nda yer aldı”

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, Mersin’de polisevine saldırı düzenleyen Dilşah Ercan’ın, CHP’nin hazırladığı ‘Tutuklu Gazeteciler Raporu’nda ‘tutuklu gazeteci’ olarak yer aldığını belirtti.

Dağ, Twitter’daki hesabından yaptığı açıklamada, “CHP’nin hazırladığı ‘Tutuklu Gazeteciler Raporu’nda polisimizi şehit eden Dilşah Ercan adlı terörist tutuklu gazeteci olarak ifade edilmiş. Terör örgütleriyle kol kola olmayı normalleştiren Kılıçdaroğlu ve CHP’si bu olay için de ‘Bir gazeteci öldürüldü’ derse şaşırmayacağız” ifadelerini kullandı.

Dağ mesajında Türkiye’de gazetecilik faaliyetleriden dolayı tutuklanan gazetecinin bulunmadığı da savunarak, “Bilinmelidir ki Türkiye’de gazetecilik yaptığı için tutuklanan kimse yoktur, gazeteciliği terörizme kalkan yapanlar vardır. ‘Gazeteciler tutuklanıyor’ propagandasının ve onları fonlayanların derdinin gazetecilik değil, Türkiye düşmanlığı olduğu bir kez daha tescillenmiş oldu” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dilşah Ercan ile ilgili iddiaya, “Bu teröristlerin hangisinin izini takip ederseniz edin ucu ya HDP ya CHP’nin gazeteci, siyasetçi diye sahip çıktığı kesimlere çıkar” sözleriyle destek verdi.

Özgür Özel: “CHP’ye iftira atan hadsizler var”

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ise Erdoğan’ın bu sözlerine, “İğrenç bir algı operasyonuna niyetleniyorlar” sözleriyle tepki gösterdi.

Raporu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2012’de hazırlayıp 2013’te paylaştığını ve o dönem bütün siyasi partilere yolladığıni ifade eden Özel, “Tutuklu Gazeteciler Raporu’nun bir sayfasından Cumhuriyet Halk Partisi’ne hesap soran iftira atan hadsizler var. Saldırıda ölen teröristin isminin raporda yazmasını üzerine CHP buna gazeteci dedi diyorlar. Rapor 2012 yılından. CHP adı bilinen tutuklu gazetecileri cezaevinde ziyaret ediyor. Gazetecilik faaliyeti içerisinde olan 72 kişi mektup yazarak çalıştığı yerleri ve varsa uğradığı hak ihlallerini yazıyor. Toplam 188 kişi var. O raporoda yer alan üç kişi şu an vekil olarak TBMM’de” ifadelerini kullandı.

Muhalefetten tepki

Mersin’deki saldırıya yönelik iktidar kanadının yanı sıra muhalefetten de tepkiler geldi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabında olayda hayatını kaybeden polis memuru Sedat Gezer için taziye mesajı paylaştı.

“Terörü bir kez daha lanetliyorum” diyen Kılıçdaroğlu’nun mesajı şöyle:

“Mersin’de polisevine yönelik alçakça düzenlenen terör saldırısında şehit olan polis memurumuza Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı ve sabır, yaralanan polis memurumuza ve vatandaşlarımıza acil şifalar diliyor; terörü bir kez daha lanetliyorum. Milletimizin başı sağ olsun!”

Demirtaş’tan kınama

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Mersin’in Mezitli ilçesinde polisevine yönelik terör saldırısını kınama mesajı yayınladı. Demirtaş, “Mersin’deki silahlı saldırıyı kınıyorum. Siyasetin sorumluluğu, şiddet dışı çözümlerde ısrarcı olmaktır. Ölümleri durdurmaktır. Şiddetin her türlüsüne karşı çıkacağız, demokratik siyasette ısrarcı olacağız. Bunun herkes tarafından net olarak bilinmesini isterim” dedi.

Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Mersin’in Mezitli ilçesinde polisevine dün geçe yapılan terör saldırısında şehit olan Polis Memuru Sedat Gezer için avukatları aracılığıyla bugün sosyal medya hesabında taziye mesajı paylaştı. Demirtaş, paylaşımı şöyle:

“Mersin’deki silahlı saldırıyı kınıyorum. Siyasetin sorumluluğu, şiddet dışı çözümlerde ısrarcı olmaktır. Ölümleri durdurmaktır. Şiddetin her türlüsüne karşı çıkacağız, demokratik siyasette ısrarcı olacağız. Bunun herkes tarafından net olarak bilinmesini isterim.”

Continue Reading

Trendler